19 Eylül 2016

Bebekle 1 Günlük Çeşme Kaçamağı

Uzun zamandır ailecek bir yerlere gitmeyi planlıyor fakat tembelliğimden ve de korkumdan harekete geçemiyorduk. Yaşadığımız korkunç Bursa deneyiminden sonra evden dışarı çıkmamaya resmen yemin etmiştim. Otellere tövbeliydim :)

  Sidar'ın babasının Kayseri'ye gidecek olması, dönüşünün İzmir'den oluşu ve şansa bak ki Sidar'ın da o esnada Milas'ta olması bir günlük Çeşme seyahatine davetiye çıkardı. Kafamda çok deli sorular vardı. "Kız bütün gece yine ağlar mı? Uyur mu? Ne yer?" falan filan... Bir yandan da aylardır Milas'ta yaşamaktan bunalmıştım biraz aile zamanına (değişikliğe) ihtiyacım vardı. Ayriyeten denizle pek yıldızı barışmayan Yaz beybisinin -bizim oranın deniziyle benimde yıldızım barışık değil, dalgalı, bulanık- kumluk Çeşme denizinde içten içe mutlu olabileceğini düşünüyordum.

Yine lafı uzattım. Fazla masrafa girmeden bir gece kalınabilecek yer arayışlarım sonunda "Ada Butik Otel" diye bir pansiyona rastladım. Artık aile odası arıyorum tabi ki, çünkü Yaz ne  park yatakta yatar ne de tek başına... Gayet uygun fiyata, hayatımda gördüğüm en temiz pansiyonlardan birinde kaldık. Bildiğiniz temizlik kokuyordu. Nevresimler, perdeler kanaviçe işlenmişti. Arabayla hareket ettiğimiz için tam kestiremeyeceğim ama merkeze ve plajlara sanırım uzak bir noktada idi. Kahvaltısını ise vasat buldum. Tatsız tuzsuz bir şeyler vardı. Hizmet ise 10 numaraydı.

Bayağı bir "bebek dostu plaj" "Çeşme'de bebekli tatil" googlamalarım sonunda bir kaç beach bulmuş ama kararsız kalmıştım. Pansiyon sahibi "Quente Beach Club" tavsiye edince, "İyi gidelim bari!" dedik. Öncesinde Ilıca'da yer alan foursquarede yüksek puanlar almış "Dost pide'ye" uğramak kaçınılmazdı. Kıza çorba içirip, döner pilav yedirdik. Ben ise pide yedim. Mekanı tamamen abartılmış bir üne sahip olduğunu düşünerek yere göğe sığdıramayanlara şu soruyu sormak istiyorum "Hiç mi pide yemediniz?" :)

Gelelim Quente'ye şansımıza Vodafone ise %50 indirimde vardı. Giriş ücreti ise normalde 40 TL ve bu fiyata hiç bir şey dahil değil. "Bebekle rahat edersiniz" denilen plaj gerçekten bir bebek plajıydı. Doğuran buraya gelmiş desem yeridir. Metrekareye 3 bebek düşüyordu. 5 kişiden 3'ünün elinde bebek arabası vardı. Sahili oldukça genişti, gölgelik alanı boldu. Hatta bebek hamakları bile vardı. Çift kişilik yataklara serildik resmen. Müzik var mıydı onu bile hatırlamıyorum şu an :) 

Neyse bebeğim sahilde arada ayaklarını denize sokarak, kumlarla oynayarak, kazdığım havuzun içine girerek bayağı bir oyalandı. Saat 3 gibi gittiğimizde deniz hafif rüzgarlı olup, saat 4'te iyice çoştu. Bir ara çocuğun elini tuttum buz kesmişti. Ben bile dondum, ki zaten su da bence soğuktu :) Denize ilk gittiğimizde girip saçımı suya sokamamıştım o derece :)

Tuvaletler, duşlar leş. Meydanda olan duş oldukça soğuktu. Bebeğimi biraz vızıldatmak suretiyle duşa sokmak zorunda kaldık. Durum aynen şöyleydi; deniz soğuk, hava soğuk, duş soğuk. Neyse ki hasta olmadan toparlandık. Servis de çok kötüydü. Menü istedik, yarım saatte anca geldi. Beyim frappe sölemiş "Buzlu 3'ü 1 arada" dedi. Yemek fiyatları da ortalama, her yerde rastlayacağımız şekilde idi diye hatırlıyorum. Başka bir şey yiyip içmedik.   

Zatürre olmadan kalktık. Fakat yine de beğendiğim bir ortam oldu. Belki sezon sonu olduğundan çeşitli aksaklıklar mevcuttur. Ya da sezonda daha kalabalık olduğundan daha beterdir. Bak bilemedim şimdi :) Görevliye "Bu ne rüzgar, hep böyle mi" deyince "Sezon sonu olduğundan" cevabını verdi. Temmuz-Ağustos bir muamma :)

Pansiyona geri döndük, duş alıp Alaçatı'da kalabalıklaşmadan bir tur atıp, Çeşme merkeze ineriz şeklinde bir plan yaptık. Deniz Şokohantes'i oldukça yormuş ki, arabada uyudu, aldık pusetine koyduk. Kumru yedik, dolanmaya başladık anca gözünü açtı. Ufak bir Alaçatı turu atarak kalabalıklaşmadan çarşıdan geri çıktık. "Kıza nerede-ne yedirsek?" derken girişte ev yemekleri yapan bir yer gördük (Hemen kumruculara falan gelmeden o hizada solda). Onunda karnını doyurup, Çeşme merkeze döndük.

Bu arada yorulan koca söylenmeye başladı. Aklında D&R'dan kalemkutu almak gibi sinsi planları olan ben -evet itiraf ediyorum- "Marinaya gidelim!" diye tutturdum. Arabayı çarşıda yukarılara bir yere park ederek, yolda bir dondurma yiyerek asık suratlar :) eşliğinde marinaya indik. Dondurma keçi sütünden yapılmış olup, tadını almamla beynimde şimşekler çaktı. Sanki keçilerle yaşıyormuşum gibi koku yazarken bile şu an burnuma geldi. Ay kusacağım :D Zaten D&R'da da kalemkutu falan yoktu :)

Odaya döndük ve bebem pert sızdı. O yorgunlukla gece de azıcık uyandı 4-5 yani... Sabah kahvaltı, toparlanma derken. Önce Ildır, oradan Urla olarak rotayı çizdik. Ildır'da Manzara Cafe'de öncelikle kavga etmek suretiyle, gerçekten bombastik bir gözleme yedim. Kavga sebebi 20 dakika beklememize rağmen kimsenin sipariş almaya gelmemesiydi. Kendimi tutamadım! Ilıca içinde ise hiçbir şey yoktu. Kıyıkışlacık, Zeytinlikuyu bence daha güzel yani :)

Oradan Urla'ya geçtik. Kız uyuya kalınca, Sidar "Sen dolan ben arabada bekleyeyim" dedi. Çok da işime geldi. Sahilde bir tur atarak, Denizaltı Cafe'yi gözüme kestirdim. Yaz uyanınca orada buluşarak biraz oturduk. Patates söyledim fakat, çarık çürük, sert, belki de bayat patatesin talihlisi ben oldum. Yine yiyemeyerek ki -patatesi asla affetmem- şikayetimi de bildirdim :)

Asıl Urla merkezde güzel bir çarşı varmış ama artık gezmekten overload olduğumuzdan dönmeye karar verdik. Havalimanı yanındaki  avmye konuşlanarak, kayınpederin uçak saatine kadar o bayram kalabalığında oyalandık. Sonra da onu alarak köyümüzün yolunu tuttuk :)








1 yorum:

  1. Ben de yedim keçi sütlü dondurmadan. Bazıları gerçekten yenmiyordu.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için önemli..